
|
Prof. Dr. Acar Baltaş
İK Profesyonelleri Davranış
Bilimlerinden Nasıl Yararlanabilir?
Hızla değişen ve farklılaşan iş
ortamları çalışanlardan beklenenleri kökten değiştirdi. Bu gerçeğe
ek olarak Türkiye’nin önündeki AB perspektifi de beklentileri
artırıyor. İK profesyonelleri, daha esnek ve kıvrak, daha hızla
öğrenen, daha fazla risk alan, belirsizlikle kolay başaçıkabilen,
işlerini ve kurumlarını daha fazla sahiplenen bir çalışan
ihtiyacıyla karşı karşıya. Böyle bir insan gücünün seçimi ve
geliştirilmesi için İK profesyonellerinin yeni donanımlara
ihtiyaçları var. Davranış bilimlerinin kavramları ve bulguları, bu
bağlamda geniş imkanlar sunmaktadır. Prof. Dr. Acar Baltaş
konuşmada, öğrenme ilkeleri, kaygının performansa ve öğrenmeye
etkileri, motivasyonu artıran kurum kültürü öğeleri üzerinde
uygulanabilir araçlar sunacaktır.
|
|

|
Ali Bilge
Nasıl Bir Türkiye Nasıl Bir Gelecek?
AB; son genişlemeden sonra 25 üyeye ulaştı. Ancak, 25 üyeyle
birlikte ciddi bir siyasi kriz içine girdi. Siyasi Avrupa’yı
oluşturmanın hiç kolay olmadığı, AB anayasası için yapılan ülke
referandumlarında açıkça belli oldu.
İnsan merkezli-sosyal bir küresel güç olarak gelişmesi beklenen
AB’nin, ciddi küresel bir güç olup olamayacağı, ya da yaşlı,
küçük ve paranoya Avrupa’ sı olarak kalıp kalamayacağının belli
olacağı bir eşik üzerindeyiz.
Türkiye’nin, AB’nin dışına itildiği ya da itilmeye zorlandığı bir
durum, AB için ne demektir? Yanıt aramaya çalışalım: Böyle bir
durumda AB; küçük Avrupa olmayı istiyor, 25 üstü AB‘ ye
genişlemeden korkuyor, demektir. Evrensel vatandaşlığı kurmak
istemiyor, demektir. Siyasi Avrupa tehlikeye giriyor ve AB,
etkin bir küresel model olma şansını yitiriyor, demektir.
Salt ekonomik Avrupa olarak kalmak, bu şekilde birliği idame
ettirmek kolay değildir. Anayasal alt yapısı olmayan Avrupa,
kaybedilmiş bir Avrupa’ dır. Anayasal ve hukuksal alt yapı
olmadan, ekonomik Avrupa’nın yürümesi de şüphelidir.
Türkiye, AB’de farklılık yaratacak motivasyona ve yapıya sahip bir
ülkedir. Hem islamdır, hem laik, hem Doğu’dur hem de Batı. Özgün
konumu ve özellikleri nedeniyle medeniyetler çatışmasını
önleyebilmenin en önemli garantisidir. Türkiye’nin AB’nin
dışında tutulması, medeniyetler çatışmasını önlemenin en önemli
yolunu da tıkamak demektir.
Türkiye’nin AB dışına çıkarılmasının Avrupa Birliği’ne muhtemel
etkilerini bu şekilde özetlemek mümkün. Peki, AB’nin dışında
kalmak, Türkiye için neler ifade etmektedir?
Türkiye, son dönemlerde iki batıyla karşı karşıya kalan bir
durumu yaşamaktadır. İki Batı ile karşı karşıya kalmak ne
demektir? Birincisi; Avrupa Birliğine bir farklılık yaratarak
katılmak veya uzaklaştırılmak. İkincisi; oval ofisten yönetilmek
ya da hegemona teslim olmamak demektir. İki Batı’ yla karşı
karşıya kalmak, budur.
Türkiye; AB’ den uzaklaşmadan ve tamamen oval ofisten
yönetilmeden , bir pozisyonu sürdürebilir mi? Türkiye; bu
senaryoyu nasıl genişletebilir ve geliştirebilir? Çıkarlarını
gözeterek, kendi gücünü sınayacak durumda mıdır?
Demokratikleşmesini derinleştirmeye devam edebilecek midir?
cevaplanması gereken sorular budur.
ALİ BİLGE
GENEL YAYIN YÖNETMENİ
İKTİSAT - İŞLETME VE FİNANS DERGİSİ
KUŞKONDU SOK. KİLİM APT. 14/8 06550
A.AYRANCI - ANKARA
www.isletme-finans.com
ali.bilge@isletme-finans.com
TEL. 0312. 441 52 19 - 441 52 21
FAKS. 0312. 441 51 13
|
|

|
Andrew Gottschalk, Group AG London
Kapalı Kapılar Arkasındaki Pazarlık: İnsan Kaynakları Gücü ve
Etkisinin Arttırılması
İnsan Kaynakları profesyonellerinin karşısına çıkan problem,
kurumu yöneten stratejik grubun yasal bir üyesi haline gelmek için
“kişisel yönetim/kişisel idare”nin sınırlamalarıyla kendi güç ve
etkilerini nasıl arttıracaklarıdır.
Bu problem; örneğin yerel hükümet veya sağlık ve eğitim gibi
sosyal olarak fon elde edilen hizmetler gibi kar amacı gütmeyenler
de dahil olmak üzere tüm iktisadi kurumlarda mevcuttur.
İnsan Kaynakları uzmanları, iki olumsuz imaj yaratan kendi
referans çerçeveleri nedeniyle kendilerini dezavantajlı bir
durumda bulmaktadır: “biz maliyet merkeziyiz” ve “üst yönetime
yanıt veren hizmet faaliyetleri gerçekleştiriyoruz”. Bunlar,
negatif, riske karşı ve reaksiyon veren bir davranış şeklini bir
araya getirmektedir.
Ancak İnsan Kaynakları uzmanlarının, stratejik İnsan Kaynakları
perspektifinin olmadığı veya hariç tutulduğu için denge ve
işletimsel birlikteliğin bulunmadığı işletimsel karar alma
yetkisine sahip idari iş arkadaşlarıyla yüz yüze kendi rol ve
sorumluluklarını yeniden tartışmaları durumunda bir çözüme
ulaşabilir.
Bu dahili pazarlık prosesinin birinci amacı değer eklemektir, daha
fazla kaynak paylaşımı talep etmek değildir. Dahili pazarlıklarda
değer yaratmak inisiyatifi ele alan bir problem çözme perspektifi
gerektirir. Ayrıca İnsan Kaynakları uzmanlarının iş arkadaşlarıyla
kendi şartlarına göre çalışabileceğini gösteren “zorlu karar
almanın mantık ve prosesi”ne katılmak için kendine güven
gerektirir. İş arkadaşlarının olumlu katkılar duyması önemlidir,
itiraz ve gecikme değil.
İkinci amaç stratejik değişim prosesleri için kalıcı yol
göstericiler haline gelmek için üst düzey yönetimle dahili
pazarlık prosesi ile gerçekleştirilecektir. Değişim taahhüdü ile
kurumunuzun adaptasyonu ve gelişiminin sağlanacağı
gösterilmelidir.
Pazarlığa başlamaya karar vermek, nasıl pazarlık yapılacağının
öğrenilmesi ve pazarlığa devam etmekle ilgili kararlı olmak, hem
iç hem de dış çevrelerde değişime yanıt vermeye hazırlıklı sağlam
bir kurum yaratacaktır. Hem sosyal hem de ekonomik rahatınıza
önemli bir katkıda bulunacaktır.
|
|

|
Atamer Giyici
Özelleştirme
kapsamındaki şirketlerden İSDEMİR, 1975 yılında 8,6 milyon
metrakare arsa üzerinde kurulmuş entegre bir demir çelik
tesisidir.
1990 yılında
14.500 kişinin çalıştığı bu işletme, 2002 yılında ERDEMİR'e
devredilmiştir.
Mevcut
çalışanların %45'i ilkokul mezunudur. Çok az sayıda yönetici
değişikliği ile yönetim anlayışı değiştirilmiştir. Çalışan sayısı
2003 yılında 7755 iken temmuz 2005'de 6000'e düşürülmüştür.
Çalışan sayısı azalırken üretim %25 arttırılmış, verim ve kalite
iyileştirilmeleri sağlanmış, enerji tüketimi %25 azaltılarak
maliyet düşüşü sağlanmıştır. Bunun sonucu 1975-2002 döneminde
sürekli zarar eden İSDEMİR, 2003-2004 yıllarında ciddi karlar
sağlamıştır.
Bu dönüşüm önce
insan uygulamaları ile, eğitime öncelik verilerek, ve iş
mükemmelliği modeli uygulanarak sağlanmıştır.
|
|

|
Ayşe Öztuna
Değerlendirme Ve Gelişim Merkezi Uygulamaları
Yapılan pek çok
uluslararası araştırmanın ortaya koyduğu üzere kurumların
başarılarının ardında sistem ve süreçlere yönelik alınan stratejik
kararlardan çok “insanlarla” ilgili kararlar bulunmaktadır. Bir
anlamda, “üstün performans” gösteren şirketlerin bu başarılarını
sürdürülebilir hale getirebilmeleri için “doğru işte görev yapan
ve sağlıklı bir görev uyumuna sahip doğru insan”larla çalışmaları
gerekmektedir. Ancak bu şekilde organizasyonun her kademesinde
sürekli yüksek performansı gerçekleşmesine sağlayacak bir yapıya
kavuşmaları mümkün olabilmektedir.
Ayşe Öztuna bu
konuşmasında, profesyonellerin kariyer gelişim süreçlerinin şirket
yönetimleri tarafından stratejik bir yaklaşımla ele alınmasına ve
kişinin görev ile ilgili uyumunun farklı boyutlarda,
geçerliliği/doğruluğu yüksek metod ve araçlarla ölçülmesine imkan
sağlayan “Değerlendirme ve Gelişim Merkezi” çalışmalarını çeşitli
en iyi uluslar arası uygulamalar ışığında paylaşacaktır.
|
|

|
Betty Flasch
Küreselleşirken: Uluslararası bir
ortamda kariyer gelişimini yönetmek
İK’nın birincil hedefi şirket
stratejisine ulaşmak için gerekli insan potansiyelini
geliştirmektir. Günümüzün rekabetçi dünyasında bunun anlamı bugün
için global düşünebilen liderler yetiştirmek ve bu kişilerin
şirketi geleceğe taşıyacak liderliği göstermelerini sağlamaktır.
Dünyanın en beğenilen ve başarılı olan şirketler, başarılarının
büyük ölçüde dünyanın herhangi bir yerinde, giderek küreselleşen
bir iş ortamında çalışıp başarılı olabilecek kişileri seçmeye,
değerlendirmeye ve geliştirmeye bağlı olduğunu farkeden
şirketlerdir. Bu sunumda, Türkiye’deki İK yöneticileriyle bu
hedefe ulaşabilmeleri için gerekli pratik çözümler
paylaşılacaktır.
|
|

|
Emre Konuk
Örgüt Kültürü ve Değişim Yönetimi
Literatüre baktığımızda değişim projelerinin büyük çoğunluğunun
başarısız olduğunu görüyoruz. Ortak yanı; bu projelerin örgüt
kültürünün değişimine odaklanmalarıdır. Bu konuşmada, örgüt
kültürüne nasıl yaklaşabiliriz, kültür değişiminden ne anlıyoruz,
değişim programlarıyla nasıl bağını kurabiliriz gibi konuları
irdelemeye çalışacağız.
|
|

,
|
Göran Hultin
İş' in
Dünyadaki Geleceği - İşgücünün Beklentilerinin Değişimi
Ekonomik politikalar pazar liberalizasyonuna doğru kaydı. Tekeller
çözüldü ve kamu sektörünün birçok faaliyeti özelleştirildi. Ancak,
iş gücü pazarını düzenleyen mevzuatlar eski modelde sıkışıp kaldı
ve şirketler yeni dünya düzenine uygun olmayan ve genellikle
verimlilik ihtiyacını karşılamayan yaklaşımlarla baş etmek
zorundalar. Ekonomik politikalar giderek pazarlara daha fazla bel
bağladıkça, yasal düzenlemeler pazarları teşvik etmeli ve onların
daha iyi işlemesine yardımcı olmalıdır.
Güvenlikle ilgili mevcut Avrupa kanunları ve mevzuatı ağırlıklı
olarak sahip olunan işin korunmasını esas almaktadır. Ancak,
giderek daha çok sayıda veri ve anket gösteriyor ki, bir işte
kalmak iş güvencesi ihtiyacının karşılandığı anlamını taşımıyor,
fakat kolay iş bulabilme imkanı bu güvenceyi sağlıyor. Dolayısıyla,
iş gücü pazarının verimliliği ile ilgili politikaların ve
düzenlemelerin, bir işten yeni bir işe geçiş arasında harcanan
zamanı en aza indirgemeye odaklanması gerekiyor.
Demografik özellikler ve küreselleşen iş gücü pazarları gerçeği
dikkate alındığında, gelecekteki iş gücümüz daha yaşlı ve çok
çeşitlenmiş olacak. İş gücünde aranan becerilerin bulunması ile
ilgili zorlukların etkin biçimde çözülmesi gereğinin yanı sıra, iş
gücü pazarları ve iş yerleri farklı katılım biçimlerine yer vermek
zorundalar. Kıdemli çalışanlar muhtemelen farklı önceliklere sahip
olacak ve gençlere kıyasla, iş ve özel yaşamı nasıl
dengeleyecekleri hakkında kendi beklentileri olacak. Mevcut İş
gücü pazarımızdan en iyi şekilde yararlanmak istiyorsak, artan yaş
ve çeşitlilik karşısında kişisel tercihlere daha fazla yer
ayırmalı ve esneklik tanımalıyız.
Kurum
içinde sahip olduğumuz yeteneklerin korunması önemli olmakla
birlikte, pazar dinamikleri pek çok açıdan ters yöne de
gitmektedir. Müşteri ihtiyaçlarındaki ani değişimler, rekabet
şartlarının değişmesi ve pazarlardaki çalkantılar, bir insan
kaynakları yöneticisinin üstesinden gelmesi gereken zorluklardır.
Yeteneklerin korunması, yeni yeteneklere daha gelişkin erişim
imkanları ile paralel olmalıdır.
|
|

|
Gülsün Yörükoğlu Küvelet
AstraZeneca ‘da Yetenek Yönetimi
İlkeleri Ve Uygulamalar
Yetenek
Yönetimi’ni , AstraZeneca ‘nın ileriye yönelik hedeflerinde ,
başarı için anahtar olacak kişilerin işe alımı , organizasyon
içinde izlenmesi ve geliştirilmesi ile ilgili bir süreç olarak
tanımlıyoruz.
Bu sürecin,
AstraZeneca çalışanları ile AstraZeneca arasında karşılıklı bir
taahhüt algılsı ile yürüdüğünü söyleyebiliriz. AstraZeneca
gelişim fırsatlarının verilmesi ve çalışanların sürekli bir
biçimde değerlendirilmesi için sorumlu olurken ,AZ çalışanları
da yetenek havuzuna girmek ve orada kalmak yönünde çaba içinde
olmaktadır.
Yetenek Yönetimi
‘nin ,bir anlamda kuruluşların ve çalışanların orta ve uzun
dönemde geleceğine yatırım olduğunu söyleyebiliriz.Çünkü bu
süreçte hedef ,bugünkü iş performanslarının ötesinde geleceğe
yönelik hedefler ile de ilintilidir. Bu nedenle yöneticiler,
çalışanlar için yüksek kalitede kişisel gelişim planı yapma
,gelişim fırsatları yaratmakla da sorumludurlar.
AstraZeneca ‘da
Potansiyel adayların değerlendirilmesi iki aşamada olmaktadır.
- Önce , kişiler geriye dönük
dönemsel Performans değerlendirme verileri ve AstraZeneca ‘nın
tanımladığı liderlik yeterlilikleri ,organizasyonel davranış ve
şirket değerleri üzerinden değerlendirilirler.
- İkinci aşama ise , kişileri
geleceğe yönelik potansiyelleri açısından değerlendirmektir.Bu
noktada , çok perpektifli olarak , yani kişinin direkt
yöneticisi dışında diğer yöneticiler eşdüzeyleri,astları,müşterileri
gibi kanallardan da değerlendirmenin beslenmesi önemlidir.
Yetenek Yönetimi
prensipleri çerçevesinde ,AstraZeneca ‘da yetenek havuzunun
yılda bir güncellenmesini önemli buluyoruz. Bu güncellemenin ,
havuzun hareketli ve dinamik kalması için ,bu aracın çalışanlar
nezdinde devamlı bir fırsat olarak ortaya konması için teşvik
edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Bizde ,Yetenek
Yönetimi ,sorumluluğu 3 eksende toplanmaktadır.AstraZeneca
çalışanları kişisel gelişimlerine ait sorumluluğu sunulan
fırsatları değerlendirmek ve kişisel gelişime zaman harcamak yolu
ile yerine getirirken,AstraZeneca gelişimi desteklemek ve fırsat
yaratmak ile bu sorumluluğu taşımaktadır.
Şüphesiz olarak
,etkin bir yetenek Yönetimi sağlanması noktasında ,organizasyonel
gelişimi İnsan Kaynakları fonksiyonu desteklemekte, Yetenek
Yönetim süreçlerini ve uygulamalarını iş yönetim planlarının
organik bir parçası olarak tanımlamakta ve uygulamaktadır.
AstraZeneca
,Yetenek Yönetimi gibi kapsamlı bir sürecin yönetilmesi
noktasında özellikle yukarıda bahsedilen 2. safha için iş
ortaklıkları bazında dış danışmanlardan yararlanmaktadır.Kapsamlı
olarak 2001 yılından beri sürdürülmekte olan yetenek yönetimi ve
yetenek havuzu uygulaması 2003 yılından itibaren hem global
olarak AstraZeneca ‘nın bu konuya verdiği önem hem de AstraZeneca
Türkiye ‘deki değişim ihtiyaçları paralelinde stratejik
kararların alınabilmesini kolaylaştırarak ve hızlandırarak
değişime destek olmaktadır.
İş
stratejilerimizin temel parçası olan Yetenek Yönetimi konusunu,
2006 dan itibaren yeteneklerimizin Türkiye ve dünyada anahtar
liderlik pozisyonlarına taşınmasını hızlandırarak daha da
güçlendirmeyi planlıyoruz.
Gülsün Yörükoğlu Küvelet
AstraZeneca Türkiye
Başkan Yrd.
İnsan Kaynakları,İletişim &Bilgi Hizmetleri
|
|

|
İbrahim Kavrakoğlu
Bilgi toplumuna
geçişi yaşadığımız bu dönemde rekabetin dozu arttıkça insan
kaynaklarından beklenenler de o oranda artmaktadır.
Beklenti ile
gerçekleşmenin daha uyumlu hale getirilebilmesi için ‘insan
kaynakları’ konusunun ön plana çıkması ve diğer tüm faaliyetlere
katkıda bulunması gerekiyor.
|
|

|
James Kilbane
Birçok kişi
tarafından ‘’İrlanda Kaplanı’’ olarak bilinen İrlanda ekonomisi
1990’lardan beri Avrupa Topluluğunun gerçek başarı hikayesidir ve
artan başarı grafiği ilee diğer 15 Avrupa Topluluğu ülkesine
öncülük etmektedir.
Önceki
dönemlerde geri planda kalan ekonomik göstergelerin Avrupa
Topluluğuna girişiyle beraber en üst düzeyde olması ve Avrupa
Topluluğunda en hızlı büyüyen ekonomi olarak sıralanmasıyla
İrlanda bu süreçten olumlu sonuçlar alan bir ülke örneğidir.
Pekçok faktör
bu başarılı büyümede etkin olmuştur. Avrupa Birliği fonları,
yabancı sermaye, vergi uygulamları, çalışma mevzuatı ile ilgili
esneklik ve iş hukukundaki uygulamalar ,sosyal sorumluluk
projeleri ve Avrupalı olma sürecine inanç bu başarının
arkasındaki temel faktörlerdir. Sonuç olarak İrlanda; geç kalınmış
yapısal reformları, iş gücüne artan katılım oranları, istihdamın
çalışabilir nüfusa oranını arttırması ile iş dünyasına katma
değer yaratmış ve verimliliği artırmıştır.
Türkiye için bu
süreçte, Irlanda'nın geçmiş deneyimden alınacak dersler oldugunu
düşünebilirmiyiz?
|
|

|
John Butler
IK profesyonelleri için kariyer
yolu:
Kendinizi
değerli bir danışman olarak nasıl konumlandırırsınız?
Danışmanlığa giden yolda farklı
duraklar mevcuttur. Bu durakların her birinde kişi farklı bilgi ve
beceriler kazanır, biriktirir. Bu bölümde, bir sirket calisani
olarak, Insan Kaynaklari alaninda (ya da herhangi bir alanda)
simdiye kadar biriktirdiginiz bilgi ve tecrübeleriniz ile
kendinizi pazarda en yüksek degerde konumlandırmanın yollarını
sizlerle paylaşacağız.
Danışmanlık kavramının tanımını ve
amacını, farklı danışmanlık tarzlarını ve yöntemlerini sizlerle
paylaşacak ve en iyi uygulama örneklerini aktaracağız.
Bununla birlikte
pazarda, kendinizi değerli bir danışman, “değer katan danışman”
olarak konumlandırmanın sekiz yolunu paylaşacak ve Dünya’dan
örnekler vereceğiz
|
|

|
Kenan Yavuz
ÖZELLEŞTİRME SÜRECİNDE İK
YÖNETİMİ
PETKİM, ülkemizin tek petrokimya
kompleksidir. Temel hammadde olarak Naftayı kullanarak 14 ürün
fabrikasında 50 den fazla çeşitli ürün üretmektedir. Ürünleri tüm
sanayi kollarının temel girdileri arasında yer almaktadır.
Yaşamımızın her anında ve her alanında PETKİM’in ürettiği
ürünlerden imal edilmiş çeşitli malzemeleri kullanmaktayız.
Ancak şu anda Pektim, ülkemiz
petrokimyasal ürün ihtiyacının ancak %30’unu karşılayabilmektedir.
Diğer kısmı ithalat yoluyla temin edilmekte, bu nedenle her yıl 3
milyar$ döviz yurt dışına gitmektedir. Çevremizdeki ülkeler sahip
oldukları hammadde avantajını kullanarak son yıllarda çok büyük
yatırımlara başlamışlardır. Önümüzdeki yıllarda tamamlanacak bu
fabrikaların devreye girmesi ile piyasadaki rekabet son derece
kızışacaktır.
- Petkim ülkemizde üretim için
üretim yapan iki önemli prosesten birisidir
- Petkim ülkemiz sanayinin üretim
maliyetini belirlemektedir.
- Petkim sektöründe bir dünya
markasıdır.
- Petkim, petrolü olmayan bir
ülkenin sanayileşme iddiasında olması için mutlaka sahip olması
gereken üretim prosesinin adıdır.
- Petkim ürünleri dünya
standartlarının üzerindedir.
PETKİM günümüz açık pazar ekonomisi
içerisinde rekabet edebilmesi, varlığını devam edebilmesi için
nitelikli ve verimli işgücü ile çalışmak zorundadır.
1985
yılında üretime geçen Pektim Aliağa kompleksi 1986 yılında
özelleştirme kapsamına alınmıştır. Halen çalışan personelinin
büyük bir kısmı 1980- 1985 yıllarında işe girmiştir. Personelinin
% 80’i 40 yaşının üzerindedir. Bu gün itibariyle 1264 personelin
emekliliği gelmiş olup, 2008 yılı sonuna kadar 2203 personel
emekliliğini hak etmiş olacaktır.
Ülkemizin global rekabete açık bir
ticari şirketinin yönetim felsefesinin ve İK uygulamalarının
rakiplerinden geri kalmasına neden olacak unsurlardan arınmış
olması gerekmektedir.Ancak ülkemiz personel rejimi tüm
kurumlarında aynı hukuki zeminde değerlendirilmiştir. Genç ve
gelecekten beklentisi olan personel eksikliği nedeniyle,
verimliliği arttıracak, Kariyer Planlaması, Performans Ölçüm
sistemi, Performansa Dayalı Ücretlendirme gibi İK uygulamaları
etkinlik ile uygulanamamaktadır. Bu sistemlerin kurulması
mümkündür, fakat uygulaması, ücret eşitliği prensibi nedeniyle
etkin olamamaktadır.
Bu durumda;
Bilen – bilmeyen
Çalışan – çalışmayan
Kendini geliştiren - geliştirmeyen
İşini geliştiren - geliştirmeyen
Performansı yüksek olanla - düşük
olan…
gibi kriterler göz önüne alınmadan yapılan ücretlendirme ve
ömür boyu iş garantisi sistemin temel yanlışlıkları olarak ortaya
çıkmaktadır.
Kamu personel rejiminin katı
kurallarının özelleştirme kapsamında bulunan kurumlarda biraz daha
yumuşatılmış olmasından istifade ile şirketimiz aşağıdaki
değişimleri gerçekleştirmiş ve rekabetin gerekli kıldığı çağdaş
mekanizmaları kurma yolunda önemli mesafeler kat etmiştir.
- Son bir yılda %12 personel
azaltılmış, %20 kapasite artırımı yapılarak önemli miktarda
verimlilik yaratılmıştır.Böylece kişi başına düşen üretim miktarı
önemli miktarda artırılmıştır.
- Yalın organizasyon çalışmaları
yapılmış, 15 adet fonksiyonel olmayan birim kapatılmış,işgücü
planlaması çerçevesinde 1014 kişi katma değer yaratmayan
alanlardan, direkt üretim sahalarına kaydırılmış.Niteliksiz
personel eğitim süreçlerinden geçirilerek verimlilikleri
artırılmıştır.
- Performans yönetim sistemi
kurulma çalışmaları başlatılmıştır.
- Öneri sistemi kurulmuş ve
uygulamaya alınmıştır.Bu kapsamda Milli Prodüktivite Merkezi
tarafından yılın verimlilik ödülü Petkim işçisine verilmiştir.
- Süreç odaklı yönetim anlayışı
etkinleştirilmeye çalışılmaktadır.
- İK bölümü yeniden
yapılandırılmıştır.
|
|

|
Magnus Lambsdorff
"GE'nin eski CEO'su Jack Welch, dünyanın en pahalı insan
kaynakları yöneticisi olduğunu söylerken aslında şirketlerin
başarısı için insan unsurunun ne kadar büyük önem taşıdığının
altını çiziyordu.
Tepe yöneticiler şirketi başarıya taşıyacak stratejileri
belirlerken diğer taraftan da bunları gerçekleştirecek insanları
ve onların yetkinliklerini de tanımlamak durumundalar.
Bu noktada da, şirkette sahip olduğunuz yetenekleri ne kadar iyi
değerlendirdiğiniz, geliştirdiğiniz ve yeni rollere atamak üzere
hazırlayabilmeniz kritik başarı faktörü olarak öne çıkıyor.
Bu sürecin sürekliliğini ve kalıcılığını sağlayamayan şirketler
ise rekabette geri kalıyor."
|
|

|
Mehmet Erel
KOBİ’lerde İnsan
Kaynakları Yönetimi
"Neden
KOBİ yöneticileri/patronları IK yöneticileri ile çalışırken zorluk
çekiyorlar veya zorluk çekeceklerini düşünerek uzak duruyorlar?" Bir
KOBI Yöneticisi olarak IK Yöneticilerine önerilerim.
IK yönetimi ile
ilgili tüm yöneticiler ve patronlar için gündemler benzer olmakla
birlikte KOBİ yöneticilerinin yaşadıkları problemlerin seviyeleri
ve problemlere hâkimiyet seviyeleri farklıdır. Çok farklı
platformlarda yakından izleme ve inceleme fırsatı bulduğum KOBİ
yöneticileri ile ilgili gözlemlerimden bazıları:
* Bilinmeyenler hep ürkütücü olduğunda KOBİ yöneticileri/sahipleri
de olumsuz etkileniyor.
* Yönetim
alanındaki eksiklerini yüksek sesle kabul etmekte zorlanabiliyor
ve İK yönetcisi ya da danışman tarafından eksiklikleri olduğunun
söylenmesi onları zorlayabiliyor.
* Bir İK
yöneticisini istihdam etmenin fayda/maliyet analizini
yapamayabiliyorlar.
* KOBİ lerin
ayrı bir kültürü ayrı bir ruhu ve dili var. Onlar yaşarken gelişen
organizasyonlar.
Bu ve buna
benzer bır çok nedenlerden dolayı bu ideal ikili bir müddet
birbirinden uzak durabiliyor.Ancak yaşanan kırızlerde ilk ihtiyaç
duyulan İ.K oluyor.IK dogrudan maddi kazanç getiren bir hizmet
birimi olmadığının ve ve ürettigi hizmetin kara donusmesi zaman
aldığı iyi anlatılması gerekir.
IK hizmetlerini,
kurumun ihtiyaclarini giderme konusunda 2 başlık altında ele
alınmasını önerebilirim.
1-
İsletmelerin temel ihtiyaclarini gidermeye yonelik hizmetler
Temel ihtiyaclar
(eleman alimi, eleman cikarma, ucretlendirme, personel idari
islemlerinin takibi ve kayit tutma gibi) kucuk isletmelerde bir
sekilde patron, genel mudur, mudur ya da sef tarafindan
gerceklestirilmektedir. IK uzmaninin buradaki fonksiyonu, bu temel
ihtiyaclari ortaya koyup, hali hazirda baska yoneticiler
tarafindan zaten yapilmakta oldugunu gostermek; bunlarin daha
sistemli ve verimli yapilabilecegine ve asli gorevi bu olmayan yoneticilere
zaman kazandirilacagina ikna etmek olmali. IK uzmani bu hizmetleri
temel seviyeden alip, isletme kulturune ve ic dinamiklerine uygun
olarak daha ileri duzeye tasimalidir.
2-
İsletmenin gelisimine yonelik hizmetlerki bu çok daha önemli..
Mevcut
sartlarda ve mevcut duzende temel ihtiyac gibi gorunmezler; ancak
isletmenin gelisim evresinde yavas yavas ihtiyac olarak ortaya
cikarlar. Gecis doneminde ihtiyaclar ortaya cikmadan (ya da
cikarken) tedbir alinirsa gecis donemi isletmenin tamami acisindan
daha kolay ve uretken olur. IK bunu saglayan ve koordine eden
birim fonksiyonunu ustlenebilmelidir.
Buradaki temel nokta, her iki hizmet grubunda da isletme
ihtiyaclarini, kulturunu, ve ic dinamiklerini iyi tanimak ve
sistem degistirilirken bunlari referans almaktir. Temelden
degisiklik (halen islemekte olanin uzerini cizip yenisini
uygulatmaya calismak) yerine mevcut sistem ve dinamiklerin uzerine
yeni sistemi insa etmektir.
Degisim yonetimi burada devreye girer. Isletmeler de insanlar gibi
degisime direnc gosterir cunku degisimin ardindaki belirsizlik
taraflar icin daima korkutucudur. Korkunun sebebi belirsizlik
olduguna gore onu yenmenin yolu basitce belirsizligi gidermekten
gecer. Yeni uygulamalari neden yapiyoruz, bize (taraflara -
isverene, calisana ve aradaki yoneticiye) ne kazandiracak
sorularinin cevabi acikca verilmeli, taraflar faydaya ikna
edilmelidir.
Başarısı başkalarını etkilemesine ve değişimi yönetebilmesine
bağlı olan IK yöneticisinin en önemli kişisel yetkinliğinin
stratejik etki ve etkileme olduğuna inanıyorum.
|
|

|
Mehmet Kocabaş
Hayalimdeki İşi Nasıl Bulurum?
‘Hayatı
boyunca sevdiği işi yapmış olanlar hiç çalışmamış demektir.’
Bu sözü günlük hayatımızda sık sık duyarız. Tersini bir an için
düşünmeye çalışalım. Sevmediği bir işte ömür geçiren bir insan. Bu
dünyada cehennem azabı çekmiş demektir.
Peki hayalim
beni ne kadar yansıtıyor? Mutlu bir iş yaşamı sürmek isteyen
kişilerin ilk yapması gereken kendi farkındalılık düzeylerini
arttırmak olmalıdır. Benim bu hayata bakışım ve değer yargılarım,
beni mutlu eden unsurlar, beni gerginleştiren ortam, kişi ve bakış
açıları neler? Nelere yatkınlığım var? Hangi konuları daha hızla
öğreniyorum?
Kendisinin
farkında olmayan kişi belki de çevrenin yönlendirmesi ile
çevresine göre çok iyi bir işe sahip olabilir. Ancak bu iş onu
uzun vadede ne kadar mutlu edecektir? Çevrenin bizim hakkımızda
düşündükleri tabii ki çok önemlidir, ancak onların hayata baktığı
lens bizimkinden çok da farklı olabilir ve genellikle de öyledir.
İyi iş
kavramımız nasıl? Çok para alacağımız bir iş mi, yoksa
kabiliyetlerimi sergileyeceğim bir iş mi? Prestijli bir firmada
çalışmak, sevmediğim bir işi yapmayı haklı çıkarıyor mu?
Tüm bunların
ışığında kişinin gerçekten mutlu olacağı bir işi bulması için
kendisine şu temel soruyu sorması gerekir. NE ARIYORUM?
Mevlana’nın bir deyişi aslında konunun tamamını çok güzel
özetlemektedir.’’ NE ARADIĞINI BİLMEYEN BULDUĞUNU ANLAYAMAZ’’
|
|

|
Mehmet ÖNER
KOBİ’lerde İnsan Kaynakları Yönetimi
KOBİ’LERİN Türk
ekonomisi içindeki yerini incelediğimizde gördüğümüz manzara şu:
Ülkemizdeki
işletmelerin % 98.8’ini KOBİ’ler oluşturuyor. İmalat sanayindeki
yerleri ise % 95,5 oranında. İstihdama % 45.6 katkısı olan
KOBİ’lerin katma değer içinde % 37.7 payı var.
Ekonomik olarak
böyle büyük yer kaplayan KOBİ’ler yatırımlardan % 6,5 pay alırken,
toplam kredilerden % 4 pay alıyorlar. İhracattaki durumları da pek
iç açıcı değil. KOBİ’ler üretimin % 38.8’ini karşılarken, toplam
ihracat içindeki katkı sadece % 8 oranında.
Ayrıca KOBİ’lerin
% 60’ının ömrü maksimum 5 yıl sürüyor. Dünyada ortalama şirket
ömrünün 30 yıl olduğu, 30 yıldan sonra ya kapandıkları ya da şekil
değiştirdiklerini hatırlatmak isterim.
Kısaca bu
verileri incelediğimizde bile bu işletmelerin sorunları aşağı
yukarı gözümüzde canlanıyor: Tamamına yakını aile şirketi ve esnaf
- tüccar mantığıyla, geleneksel yöntemlerle yönetiliyorlar.
Yenilikçi fikirlere ve farklı düşüncelere kapalı durumdalar. Bunun
sonucu olarak dış piyasaya açılmakta zorluklar yaşıyorlar.
Yaptığımız bu
kısa analiz, aslında büyük şirketlerin bile zorlandığı bir çok
konuda, küçük ve orta boy işletmeler için, hem sahiplerinin hem de
profesyonel yöneticilerin artık farklı düşünmeleri gerektiğini
gösteriyor.
Şirket sahipleri,
AB yolundaki Türkiye’yi gözardı etmeden yeni düşüncelere açık
olmalı, KOBİ’lerdeki profesyoneller de her konudaki bilgilerini
güncel tutmalı, şirketlerini geliştirme ve şirket sahiplerine
danışmanlık ve yönlendiricilik yapma konusunda ısrarcı olmalı.
Şimdi hamle
zamanı…
|
|

|
Meral Ak Egemen
Sosyal
Sigortalar Sistemi : BES çözüm olabilir mi ?
Dünyada Özel
Emeklilik Sistemleri, değişmekte olan demografik yapı ve buna
bağlı olarak kamu sosyal güvenlik sistemlerindeki dengelerin
bozulması sonucu doğal bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır. Bu
ortamda, gereksinimlerin sosyal güvenlik tarafından
karşılanamayan bölümünün bireylerin kişisel tasarruflarıyla
kapatılması gündeme gelmiş ve bu ihtiyacı giderme mekanizması,
özel/bireysel emeklilik planları olmuştur.
Çalışan nüfustan toplanan sosyal
güvenlik kesintileri, emekli kesimin maaşlarını giderek daha az
oranda karşılamaya başlaması, kamu sosyal güvenlik sistemlerinden
yapılan ödemelerin tahsil edilen primleri aşması ve dolayısıyla
sistemlerin açık vermeye başlamış olması kamu sosyal güvenlik
sistemlerinin dezavantajlarıdır.
Bu koşullarda
özel emeklilik sistemleri, sosyal güvenlik sistemlerinde oluşmaya
başlayan açıklara çözüm olarak, sosyal güvenlik sisteminin kimi
ülkede alternatifi, kimi ülkede ise tamamlayıcısı olarak devreye
sokulmuşlardır.
Dünyada
emeklilik alanında ortaya çıkan sorunları çözmek üzere, 1980’li
yıllarda gönüllü katılım esasına dayalı özel emeklilik sistemleri
ortaya çıkmıştır. Bu uygulama ilk olarak 1981 yılında Şili’de
başlamış, zamanla diğer ülkelere de yayılmıştır.
Türkiye’de 2003
yılı sonunda devreye giren Bireysel Emeklilik Sistemi de (BES),
kamu sosyal güvenlik sistemini tamamlayıcı bir özel emeklilik
sistemidir.
Emeklilik
sistemlerini fonlu-dağıtım esaslı, kamu-özel, belirli
katkı-belirli fayda, gönüllü-zorunlu, kurum katkılı-kurum katkısız
gibi pek çok değişkene göre sınıflandırmak mümkündür.
Çalışanların emeklilikte elde edeceği gelir, pek çok gelişmiş
ülkede üç katmanlı bir yapıdan oluşmakta ve bu katmanlar bazı
temel karakteristik özellikleri barındırmaktadır:
1) Devlet sosyal
güvenlik sistemi
2) Şirketlerin
çalışanlarına ek fayda olarak sundukları emekli maaşları –
sandıklar
3) Kişilerin
kendi emeklilik amaçlı tasarrufları
Türkiye’de
1990’lı yılların başından itibaren açıkça ortaya çıkan ve giderek
ağırlaşan sosyal güvenlik krizi, özel bireysel emeklilik
sisteminin Türkiye’de uygulanmasını beraberinde getirmiştir.
Yaşadığımız bu süreç TBMM’de 28 Mart 2001 tarihinde kabul edilen
4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi
Kanununun Kabul edilmesini ve ülke çalışanlarına vergi
indirimleriyle desteklenmiş uzun vadeli bir tasarruf hesabı imkânı
getirmiştir.
Çalışanların
emekli maaşı almaya hak kazanmaları için o şirkette minimum bir
süreyi doldurmalarını şart koşan şirketlere ait emekli sandıkları
ise, günümüzde çalışanların kariyerleri boyunca daha çok sayıda
şirket değiştirmeleri sebebiyle, potansiyel faydayı ve cazibesini
kaybetmektedir.
Kurumların da
çalışanların yanında özel emeklilik sistemlerine katılması,
sistemlerin başarısı için önem taşımakta, ülke ekonomisine katkı
sağlamanın yanı sıra, kurumlar için de vergi avantajları, kaliteli
çalışanların kazanılması ve elde tutulması, verimliliği azalmış
yaşlı personel için emekliliğin cazip hale getirilmesi, sosyal
sorumluluk gibi potansiyel faydalar sağlamaktadır.
Şirketlerin
çalışanlarına emekli maaşı bağlaması sistemi Türkiye’de birkaç
istisna dışında yaygın değildir.
Üçüncü katman
olarak tanımlanan gönüllü emeklilik planlarına örnek teşkil eden
Bireysel Emeklilik Sistemi (BES), varolan sosyal güvenlik
sisteminin alternatifi değil, tamamlayıcısı olacaktır.
Sisteme girmek
isteyen kişilerin çalışma hayatları süresince yapacakları
tasarruflar sayesinde kuşaklar arası dayanışma prensibine dayanan
sosyal güvenlik sisteminin aksine, kişinin kendi ihtiyaçlarını
kendi tasarruflarıyla karşılaması esasına dayanmaktadır.
Türkiye’de şu
anda emeklilik sisteminin birinci basamağını kamu sosyal güvenlik
kurumları (Emekli Sandığı, SSK, Bağ-Kur) oluşturmaktadır.
Sosyal Güvenlik
sistemimizin ikinci basamağını 506 Sayılı Sosyal Sigortalar
Kanunu’nun Geçici 20. Maddesi uyarınca bazı banka ve sigorta
şirketleri tarafından “mensuplarına sosyal sigorta hakkı tanımak
amacıyla” kurulan sandıklar ise ikinci basamağı oluşturmaktadır.
Üçüncü basamağı
ise özel emeklilik tasarrufları oluşturmaktadır. Bu basamakta
halen birikimli hayat sigortaları bulunmaktadır. Ancak Bireysel
Emeklilik Sistemi ile birlikte gönüllü katılım ilkesine göre
sisteme giren katılımcılar, kurulan emeklilik şirketleri nezdinde
açılacak bireysel emeklilik hesaplarına katkı payı ödemektedirler.
Katılımcılar ve varsa işverenleri tarafından sağlanan katkı
payları, emeklilik şirketleri tarafından kurulmuş riskin
dağıtılması ve inançlı mülkiyet esaslarına göre işletilen
emeklilik yatırım fonlarında değerlendirilmektedir. Sistemin en
önemli avantajı vergi avantajıdır.
Bireysel
emeklilik sisteminden emekli olabilmek için iki koşul
bulunmaktadır: “56 yaşın tamamlanmış olması” ve “en az 10 yıl
sistemde bulunulması”. 10 yıl ve 56 yaş öncesinde de sistemden
çıkılabilir ancak vergisel avantajlar kaybedilir. Sisteme katılan
herkesin varlıkları ayrı bir emeklilik hesabında izlenmektedir.
Hesapla ilgili detay bilgiler, gerek emeklilik şirketi, gerek kamu
otoriteleri, gerekse katılımcı tarafından istendiği an
öğrenilebilmektedir. Katılımcı, emeklilik sözleşmesinde belirtilen
esaslara göre dahil olduğu emeklilik planını ve fonlarını
toplamda yılda azami dört kez değiştirme, ayrıca bir yıl sistemde
kaldıktan sonra emeklilik şirketini değiştirebilme hakkına
sahiptir. Katılımcılar, herhangi bir nedenle emeklilik şirketine
katkı paylarını ödeyemeyecek duruma düşerse, bireysel emeklilik
sistemine katkıda bulunmaya ara verebilir.
Tüm sosyal
güvenlik sistemleri finansman krizi, kaynakların verimsiz
kullanımı, yaşlanan nüfus, kısa vadeli politikalar sonucu sistemin
yapısının bozulması ve aktüeryal yapının bozulması gibi sorunlar
yaşamaktadır.
Ülkemizde sosyal
güvenlikte yaşanan sorunlar; kamu gelirlerinin azalması, kayıt
dışı ekonomi, sistemin gelirlerinin giderlerini karşılayamaması,
rezerv fonların verimsiz değerlendirilmesi, aktüeryal dengeyi
bozucu uygulamalar olarak sıralanabilir.
BES’in amacı;
kamu sosyal güvenlik sisteminin tamamlayıcısı olarak, bireylerin
emekliliğe yönelik tasarruflarının yatırıma yönlendirilmesi,
emeklilik döneminde ek gelir sağlanarak refah düzeylerinin
yükseltilmesi, ekonomiye uzun vadeli kaynak yaratarak istihdamın
artırılması ve ekonomik kalkınmaya katkıda bulunulmasıdır.
Ülkemiz de
kurulan özel emeklilik sisteminin temel özellikleri, kamu sosyal
güvenlik sistemine alternatif değil, tamamlayıcı nitelikte olması,
katılımın zorunlu olmaması, belirlenmiş katkı esasına dayandığını,
birikimlerin bireysel hesaplarda ayrı ayrı izlenebilmesi, katkı
paylarının emeklilik yatırım fonları marifetiyle yatırıma
yönlendirilmesi, fonların portföy yönetim şirketi tarafından
yönetilmesi,birikimleri katılımcıların tercihine göre yönlendirme
hakkı bulunması, sistemden 10 yıl katkı ödeme ve 56 yaşını
doldurma şartlarıyla emekli olunabilmesidir.
BES’in ülkemiz
ekonomisine getirecekleri, vergi avantajından faydalanarak uzun
vadeli yatırım imkanı, katılımcılara güvenli, şeffaf, kontrol
edilebilir yapı sunulması ile bir güven ortamının yaratılması,
uzun vadeli altyapı yatırımları için gerekli fon ve dolayısıyla
istihdam artışı, piyasalardaki kısa vadeli spekülatif baskıların
azalması,ulusal tasarruf eğiliminin artması, kayıtlılığın teşviki,
sermaye piyasalarının derinleşmesi şeklinde ekonominin büyümesi ve
canlanmasını sağlayacak bir çok olumlu amaçlarının bulunduğunu
görüyoruz.
BES, SSK,
Bağ-Kur veya Emekli Sandığı gibi çalışanın emeklilikteki gelir
kaynağını oluşturan sistemlerin sağladığı emeklilik maaşının
yetersizliğini kompanse edecek bir ek sistemdir. Sistemin ve
sistemde insanlara sunulması planlanan ürünlerinin katılımcılara
tanıtımının, şirket aracıları kanalıyla yapılması planlanmaktadır.
Bireysel
emeklilik sistemi
Türkiye’ de
tasarruf ve yatırım eğiliminin artmasını ve böylece yastık
altındaki paranın sisteme girmesini sağlayacaktır.
Büyüyen ve
güçlenen ekomomi sayesinde enflasyonla mücadele ve istikrarın
sağlanması kolaylaşacaktır. Yaratılan bu yeni kaynaklar, hazine
borçlanmasının vadesini de uzatacak ve faiz oranlarında gerilemeye
ivme kazandıracaktır.
Kamu sosyal
güvenlik sistemini tamamlayacak olan BES, katılımcılara
emekliliklerinde ikinci bir gelir sağlayacaktır. Sisteme dahil
olan katılımcılar, vergi avantajı, profesyonel fon yönetimi,
şeffaflık, sürekli bilgilenme ile hem tasarruflarını
yönlendirecekleri planları seçme ve planlar arası geçiş yapma
şansına, hem de yılda bir kere şirket değiştirme avantajlarına
sahip olacaklardır.
Özel emeklilik
fonları ile sermaye piyasaları arasında uyumlu bir ilişki söz
konusudur. Talep artışlarına bağlı olarak fiyatların gerçek
değerlerine ulaşması, sermaye maliyetini düşürmek suretiyle menkul
kıymet ihraçlarını ve yatırımların artmasını sağlar. Özel
emeklilik fonları genel olarak uzun vadeli kazanç üzerine
odaklanır. Fonların diğer alanlarda yatırımlara dönüşmesi de uzun
vadede istihdamın artmasını sağlayacaktır.
Bireysel
Emeklilik Sistemi’nin Başarıya Ulaşması İçin Gerekli Görülen
Düzenlemeler, Vergi avantajı oranının iyileştirilmesi, Bireysel
Emeklilik Sistemi’nin zorunlu hale getirilmesi, işverenin belli
durumlarda kendi katkı payını geri çekebilmesi olarak
sıralanabilir.
|
|

|
Murat Yalnızoğlu
İnsan Kaynakları Kritik Başarı
Faktörleri
Kritik başarı
faktörleri çok sayıdaki eylem veya gösterge arasından birkaç tane
önemlisini seçip, onlara yoğunlaşarak hızlı ve ekonomik bir başarı
etme yaklaşımıdır. Ülkemiz şartları ve insan kaynakları alanında
bizi bu şekilde başarıya götürecek alanların hangileri olduğu ve
bunlar ile ilgili yapılanma önerileri bu konuşmanın odak noktası
|
|

|
Özlem Rodoslu
İnsan Kaynakları Yöneticileri
Danışmanlardan Ne Bekler?
- Ağır iş yükünün paylaşılması
- Yoğun iş
ortamında kendilerini güncel tutma
gereksinimlerinin karşılanması
- Şirkette mevcut olmayan bilgi ve
becerilerin kazanılması
- Yurtiçi ve yurtdışı sektör norm ve
örneklerinin aktarılması
- Tarafsız bir bakış açısı ve
değerlendirme
- Karşılaşılacak problemlerin
önceden tespiti ve çözüm önerilerinin getirilmesi
- Kriz yönetimi, gelişim ve değişim
projelerine destek vermesi
- Fasilitasyon yapabilmesi
- Şirketin yapısına ve ihtiyaçlarına
konsantre olabilmesi
- Danışmanın konusunda uzman olması
- Danışmanın danışmanlık
yetkinliklerine sahip olması
- Proje zaman ve planlarına uyması
Danışmanlar İnsan Kaynakları
Yöneticilerinden Ne Bekler?
|
|

|
Rahmi Aksu
Özellestirme Kapsamindaki Kamu Kuruluslarinda IK Yonetimi
Türkiye’de
1920’li yılların ekonomik koşulların sonucu olarak, devlet bir
yandan asli görevlerini yerine getirirken, yeterli sermaye
birikimi olmaması gibi nedenlerle bir yandan da hizmet ve üretim
alanlarında yatırımlar yapmıştır. Günümüzde yapılan yatırımların
ancak dörtte biri devlet tarafından gerçekleştirilmektedir. Bir
dönem yapılması zorunlu olan bu yatırımların, bilim ve
teknolojideki hızlı değişim, ekonomideki çağdaş üretim yönetim
yaklaşımlarının ve eğilimlerin ortaya çıkması nedeniyle tüm
dünyada devlet tarafından yapılan yatırımlarla kurulmuş bulunan
bu tür işletmelerin özelleştirilmeleri gündeme gelmiştir.
Ülkemizde
1980’li yılların birinci yarısından sonra gündeme gelen
“özelleştirme” olgusu, 1984 yılında yürürlüğe giren 2983 sayılı
kanunla yasal bir boyut kazanmıştır. 1994 yılına kadar yaşanan
süreçte birçok yapısal değişime uğrayan özelleştirme işlemleri,
4046 sayılı Özelleştirme Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle bu
günkü şeklini almıştır. Kanun, daha önce Türkiye’de bu alanda
yaşanan tecrübelerle birlikte, konuyla ilgili tüm sosyal
tarafların görüşlerinin de dikkate alınarak hazırlanmış ve
eksikliği duyulan bir dizi yeni düzenlemeler getirmiştir. Kanun
ile, Özelleştirme Yüksek Kurulu oluşturulmuş ve
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı kurulmuştur. Özelleştirme
işlemleri sırasında veya sonrasında işini kaybeden çalışanlara
daha önce kazanmış oldukları tüm yasal haklarına ilave olarak iş
kaybı tazminatı ödenmesi öngörülmüştür. Ayrıca Özelleştirme Fonu
kurulmuş, erken emekliliği teşvikle ilgili birtakım hükümler
getirilmiştir.
Özelleştirme
süreci teknik olarak, özelleştirilecek işletmenin tespitinden
uygulamanın tamamlanmasına kadar geçen süreçte farklı bilgi ve
beceriyi gerektiren bir uzmanlık alanıdır. Özelleştirmenin bir
boyutu da bu teknik süreç devam derken uygulamanın çalışanlar
tarafından sürecin nasıl algılandığı konusudur. Bu süreç yüzde
yüze varan bir oranda çalışanlar tarafından olumsuz olarak
algılanmaktadır. Ancak özelleştirmenin asıl amacı ve gerekliliği
çalışanları böyle bir düşünce içerisinde bırakmak değildir. Bir
çok özelleştirme örneğinde görülmüştür ki çalışma koşulları,
özeleştirme uygulaması sonrasında öncesine oranla daha uygun
koşullar sağlamıştır. Olası olumsuz koşulları hafifletmek
amacıyla hem kanunda, hem de ayrı çabalarla bir takım ilave
hizmetler verilmeye başlanmıştır.
Bundan on on beş
yıl öncesine kadar, personel müdürlüğü olarak adlandırdığımız
birimler artık günümüzde insan kaynakları birimi olarak
adlandırılmaktadır. Bazı kurum ve kuruluşlarda bu işlem sadece
tabela ve kartvizitlerdeki unvan değişikliği şeklinde
gerçekleştirilmekteyken bazılarında ise gerçek işlevini yerine
getirmektedir. Personel yönetimi kavramının içinde, eskiden
sadece eleman seçme ve bordro işlemlerini yürütme fonksiyonuyla
sınırlı ve hiyerarşik sıralaması, kurum içinde en arkalarda
gelen birim günümüzdeki işleviyle, üst yönetime daha yakın,
fonksiyonlarının önemi ve sayısı artmış durumdadır. 1800’lü
yılların sonlarında İngiltere’de yaşayan bir insanın ömrü boyunca
sahip olabileceği bilginin miktarı, bugünkü çok tirajlı bir
gazetenin bir günlük sayısındaki bilgiye eşit olduğu
düşünüldüğünde, bu kadar bilgiye sahip günümüzdeki bireylerin
yönetilmesi işlemi de ayrı bir uzmanlık alanı haline gelmiştir.
Ayrıca günümüzde
yaşanan globalleşme sürecinin en fazla etkilediği alanlardan biri
insan kaynaklarıdır. Değişen şirket yapıları içinde insan
kaynakları bugüne kadar olduğundan daha stratejik bir rol oynamaya
başlamıştır. Birey ve kuruluşlar arasında yetenek savaşlarının
yaşandığı günümüzde, insan sermayesinin bir şirketin sahip olduğu
en önemli değer olduğu kabul edilmekte ve bu konuda insan
kaynakları bölümlerine düşen görev ve sorumluluklar da doğru
orantılı olarak artmaktadır.
Özelleştirme
programındaki işletmelerdeki insan kaynakları fonksiyonları ve bu
bölümün işlevleri kurumdan kuruma değişmektedir. Özelleştirme
kapsamına giren bir kurumda en önemli sorun çalışanların
motivasyonlarının yüksek tutulma çabalarındaki zorluklardır.
Belirsizlik ortamında çalışan bir bireyin iş doyumu ve motivasyonu
doğal olarak olumsuz etkilenmektedir. Bazı işletmelerin on yıldan
fazla bir zamandır özelleştirme programında yer aldığı
düşünüldüğünde insan kaynakları biriminde ve diğer birimlerde
çalışan uzman ve yöneticilerin, çalışanlar üzerindeki yönetim
becerilerinin etkinliği daha da önem kazanmaktadır.
Özelleştirme
programındaki işletmelerde çalışan iki tür personel bulunmaktadır.
Bunlardan bir grup 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’na bağlı
olarak çalışmaktadır. Özelleştirme sonrasında bu tür personel,
özelleştirme işleminden etkilenmemekte ve başka bir devlet
kurumuna tayinleri yapılmaktadır. Bu tür personelin her ne kadar
iş kaybı olmamasına karşın yer, görev ve unvan değişikliği gibi
sonuçlar ortaya çıktığı için etkilenmedikleri söylenemez. Ayrıca
bu tür personelin emekli olmaları özendirilmekte ve insan
kaynakları birimlerinin çözmesi gereken ve rutin olmayan bir iş
yükü oluşmaktadır.
Diğer grup ise
büyük çoğunluğu sendikalı ve toplu sözleşme hükümlerine göre
çalışan işçilerdir. 2004 yılında çıkarılan bakanlar kurulu
kararıyla özelleştirme sonucu hiç bir işçi işini
kaybetmemektedir. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4C
maddesine göre diğer kamu kurumlarında geçici personel statüsünde
istihdam edilmektedirler.
Çalışanların
yasal haklarından olan ihbar, kıdem ve iş kaybı tazminatları
ödenmekte, ve bu işlemler İnsan kaynakları birimleri tarafından
yürütülmektedir. Bir başka insan kaynakları fonksiyonu olan işten
ayrılanların yeniden işe yerleştirilmeleri, mesleki kariyer
danışmanlığı yapılmaktadır. Bunu sağlamak için özel projeler
üretilmekte ve bu hizmeti sağlamak üzere hizmet sağlayıcılar
görevlendirilmektedir. Bu hizmetlerin arasında kendi işlerini
kurmaya yönelik olarak iş kurma danışmanlık desteği de
verilmektedir.
Sonuç olarak ,
sosyal devlet in bir sorumluluğu olarak, çalışanların özelleştirme
sonrasında, oluşabilecek olumsuz koşullar karşısında daha güçlü
durabilmelerini sağlamak üzere çeşitli hizmetler verilmekte bu
hizmetlerin gerek bürokratik gerekse uygulama bölümlerini insan
kaynakları bölümleri üstlenmektedir.
Devletin Insan Yonetimindeki Sosyal Sorumlulugu
Devletin insan
yönetimindeki sosyal sorumluluğu konusu anayasamızda bir çok
maddede ele alınmaktadır. İkinci maddede “Türkiye
Cumhuriyeti, toplumun huzuru,millî dayanışma ve adalet
anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine
bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir” denilmektedir.
Yine 55. maddede, “ Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun
adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan
yararlanmaları için gerekli tedbirleri alacağı belirtilmektedir.
Bunun yanında, herkesin, sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu
belirtilmektedir. Ancak bu sorumluluklarını, Bölüm XIII. Devletin
iktisadî ve sosyal ödevlerinin sınırları kısmındaki; (Madde
65.-Değişik : 03.10.2001 – 4709/22 md.) “Devlet, sosyal ve
ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu
görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî
kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir” denilerek
sınırlama getirilmektedir.
Devlet insan
kaynakları konusundaki, sosyal sorumluluğuna güzel bir örnek
olarak bir çok çalışma içerisindedir. Bunlardan birisi,
özelleştirme sonrasında özelleştirmeden olumsuz etkilenecek
çalışanlara yönelik olarak başlatmış olduğu T.C. Başbakanlık
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından uygulamaya koyulan
Özelleştirme Sosyal Destek Projesidir. Öncelik özelleştirme
nedeniyle mağdur olabilecek çalışanlara verilmek üzere, tüm
işsizlere çeşitli yardımlar ve fırsatlar sağlamaktadır.
Proje
kapsamında, İnsan kaynakları konusunda Türkiye için yeni
sayılabilecek,
özelleştirilecek
işletmelerdeki çalışanların :
1.
Yeniden işe yerleştirilmelerine yardım edilmekte,
2.
Kendi işini kuracaklara destek olunmakta,
3.
Kıdem ve ihbar tazminatları ödenmektedir.
Proje kapsamında;
İş ve Meslek
Danışmanlığı, İş Kulübü Hizmetleri, Sosyal Danışmanlık, İşe
Yerleştirme Hizmeti, Yeni Bölgeye Taşınma Hizmetleri, İstihdam
Garantili Mesleki, Eğitim, Kendi İşini Kuracaklara Yönelik Meslek
Eğitimi, Toplum Yararına Çalışma Programları, KÖİDD Küçük Ölçekli
İş Kurma Danışmanlık Desteği, İŞGEM İş Geliştirme Merkezleri,
hizmetleri verilmektedir.
Mart 2002 yılında fiilen başlayan proje kapsamında
1 Ekim 2005 tarihi itibarıyla projenin durumu şöyledir.
A. İŞKUR
aracılığıyla sağlanan hizmetler:
Toplam Proje
Sayısı : 775
Katılımcı Sayısı
: 26,704 kişi
İşe
Yerleştirilen Kişi sayısı : 14,027 Kişi
B. KOSGEB
aracılığıyla sağlanan hizmetler:
Hizmet alan
katılımcı sayısı : 3,098 kişi
Kurulan işletme
sayısı : 277
Yaratılan
istihdam sayısı : 843 kişi
C. Tazminat
Ödemeleri:
Ödeme yapılan
işçi sayısı : 18,023 kişi
Toplam Ödeme
Miktarı : 314.379.393 ABD Dolarıdır.
Hizmet alan kişi
sayısı (KOSGEB+İŞKUR):
29,802
İşe
yerleştirilen/yerleştirilecek kişisayısı (KOSGEB+İŞKUR):
14,870
|
|

| |